BIST 100 14.393,85 -0,77%
DOLAR 48,5650 0,02%
EURO 56,4136 -0,18%
GRAM ALTIN 6.734,42 -1,85%
BITCOIN 77.237,00 -0,01%
FAİZ 39,76 0,51%
GÜMÜŞ GRAM 99,28 -5,37%
GBP/TRY 65,7001 -0,08%
EUR/USD 1,1609 -0,03%
BRENT PETROL 106,33 6,72%
ÇEYREK ALTIN 11.005,90 -1,90%

Mekke Anlaşması bölgesel güvenlik dengelerini yeniden tartışmaya açtı

Mekke Anlaşması. 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması, Ortadoğu’da yeni bir caydırıcılık düzeninin işareti olarak görülürken bazı yorumlarda “İslam NATO'su” benzetmesi yapıldı.

Yayınlanma: Güncellenme:

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta Mekke’de imzaladığı ortak savunma anlaşması, Ortadoğu’da ABD merkezli güvenlik düzeninin sorgulandığı dönemde yeni bir caydırıcılık mimarisinin en dikkat çekici adımlarından biri olarak değerlendiriliyor. Anlaşmaya göre üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, diğer ikisine yapılmış sayılacak. Bu çerçevede Riyad, Ankara ve İslamabad, olası bir saldırının maliyetini daha baştan yükseltmeyi amaçlıyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı ortak açıklamada, anlaşmanın yalnızca karşılıklı savunmayı değil, savunma işbirliğinin tüm alanlarda geliştirilmesini de hedeflediği belirtildi.

‘POTANSİYEL SALDIRGAN!’

Anlaşmanın ana fikri, savaş başladıktan sonra karşılık vermek değil, savaşın çıkmasını önleyecek bir denge kurmak üzerine inşa ediliyor. Nitekim Asharq Al-Awsat’ta 18 Ağustos’ta yayımlanan Ahmad Mahmoud Ajaj imzalı değerlendirmede, askeri ittifakların temel işlevinin saldırgana, saldırının getireceği maliyetin sağlayacağı kazançtan daha yüksek olduğunu göstermek olduğu vurgulanıyor. Ajaj’a göre Mekke Anlaşması’nın asıl hedefi de üç ülkenin ortak çıkarlarını bir caydırıcılık mekanizmasına dönüştürerek savaşı başlamadan önlemek. Yazara göre anlaşmanın askeri yükümlülüklerini ayrıntılandırmaması da stratejik avantaj yaratabilir; çünkü potansiyel saldırgan, karşısına çıkacak tepkinin boyutunu önceden kesin olarak hesaplayamaz.

KAPSAMI NE OLACAK?

Bu nedenle anlaşma, daha ilk günlerinden itibaren NATO’nun 5. maddesiyle karşılaştırıldı. Ancak iki yapı arasında önemli farklar bulunuyor. NATO’nun 5. maddesi de bir üyeye yönelik silahlı saldırıyı tüm ittifaka yönelik saldırı kabul ediyor; fakat verilecek karşılığın niteliğini otomatik olarak tanımlamıyor. Mekke Anlaşması’nın kamuoyuna açıklanan metninde ise ortak savunmanın hangi askeri mekanizmalarla ve hangi koşullarda işletileceğine ilişkin ayrıntılar henüz ortaya konmuş değil. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne (IISS) göre anlaşmanın gerçek ağırlığını, önümüzdeki dönemde bu siyasi taahhüdün ortak planlama, kuvvet koordinasyonu ve kurumsal mekanizmalara ne ölçüde dönüşeceği belirleyecek.

BÖLGESEL GÜÇ DENGESİ

Suudi Arabistan açısından anlaşma, güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirme hamlesi olarak öne çıkıyor. Riyad, ABD ile stratejik ilişkisini sürdürürken Türkiye’nin askeri kapasitesini, Pakistan’ın deneyimini ve iki ülkenin savunma sanayilerindeki potansiyeli kendi güvenlik mimarisine dahil ediyor. Asharq Al-Awsat’taki değerlendirmeye göre Suudi Arabistan böylece “hem bölgesel güç dengesini yeniden kurmayı hem de ekonomik dönüşüm programının ihtiyaç duyduğu istikrarı güvence altına almayı” hedefliyor. Türkiye ise anlaşmayla Körfez’de ve Kızıldeniz çevresinde daha büyük bir güvenlik rolü üstlenirken, savunma sanayisi açısından Suudi yatırımlarından ve bölgesel pazarlardan yararlanabilecek bir konum kazanıyor. Pakistan açısından ise anlaşma, Körfez’deki stratejik ağırlığını artırırken Türkiye ile savunma sanayisi işbirliğini derinleştirme fırsatı yaratıyor.

İRAN’DA İKİ GÖRÜŞ

İran’ın anlaşmaya yaklaşımı ise iki yönlü okunuyor. Asharq Al-Awsat’ın haberine göre Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi anlaşmayı “İslam ülkelerinin birliği açısından olumlu ve dış güçlerin bölgeden çekilmesine kapı açabilecek bir gelişme” olarak değerlendirirken, İran’daki daha sert çevreler anlaşmayı doğrudan İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik bir tehdit olarak görüyor. İsrail tarafında da anlaşmanın bölgesel güvenlik dengelerini kendi aleyhine değiştirebileceği yönünde kaygılar bulunuyor. Anlaşmanın doğrudan İran veya İsrail’i hedef aldığına dair resmi bir ifade bulunmaması ise dikkat çekiyor.

‘ARABULUCUK DA OLABİLİR’

Değerlendirmeye göre üç ülkenin Hindistan, İran, ABD, Çin ve Rusya ile farklı düzeylerde ilişkilerinin bulunması da anlaşmaya yalnızca askeri değil, diplomatik bir boyut da kazandırıyor. Asharq Al-Awsat’taki analizde, bu ilişkilerin ittifakın yalnızca karşı karşıya gelmek için değil, gerektiğinde taraflar arasında arabuluculuk yapmak için de kullanılabileceği savunuluyor.

Kaynak: Web Özel