Latin Amerika’da sağ dalga, ABD baskısı ve bağımlı ekonomi t. Latin Amerika’da son üç yıldaki seçimler kıtanın siyasi dengelerini değiştirdi.
Latin Amerika’da popülist aşırı sağın yükselişi, kıtanın siyasi dengelerini hızla yeniden şekillendiriyor. Son birkaç ayda muhafazakar adaylar yedi ülkede başkanlık seçimini kazanırken, bu isimlerin önemli bölümü ABD Başkanı Donald Trump ve hükümeti tarafından açıkça desteklendi. Sağcı başkanların önünün açıldığı süreçte yeni askeri ve ekonomik anlaşmalar da imzalandı. ABD merkezli medya kuruluşlarında yükseliş çoğunlukla suç, göç ve ekonomik durgunlukla açıklansa da, Haber Global Web Özel’e konuşan Meksikalı felsefeci ve araştırmacı Dr. Georgette R. Kuri’ye göre asıl mesele kıtaların bağımlı kapitalizm modelinin yarattığı yapısal sıkışma ve Latin Amerika’nın enerji, kritik mineraller ile emek gücü nedeniyle ABD açısından öncelikli bir jeopolitik mücadele alanına dönüşmesi.
ARJANTİN İLE BAŞLAYAN SAĞ DALGA
Yeni dönemin en dikkat çekici kırılmalarından biri, Javier Milei’nin 2023’te Arjantin’de iktidara gelmesi oldu. Kamu harcamalarını sert biçimde azaltan, kamu çalışanlarını işten çıkaran ve sübvansiyonları kesen Milei, radikal piyasacılığı yeni sağın siyasal vitrini haline getirdi. Ekvador’da Daniel Noboa, ordunun iç güvenlikteki rolünü genişletirken ABD ile her alanda işbirliğini artırdı. 2025 ve 2026’da tablo daha da belirginleşti. Honduras’ta Trump’ın desteklediği Nasry Asfura, Şili’de göç ve suç karşıtı sert politikalarla José Antonio Kast, Kosta Rika’da ise olağanüstü hal ve mega cezaevi önerileriyle Laura Fernández iktidara geldi. Peru’da Keiko Fujimori, Haziran 2026’daki seçimi kazanırken sınırların silahlandırılması ve El Salvador tipi cezaevi politikalarını öne çıkardı.
SON ÖRNEK KOLOMBİYA
Dönüşümün son halkası ise Kolombiya oldu. Trump’ın açık desteğini alan Abelardo de la Espriella, uzlaşı görüşmelerini sonlandırma ve mega cezaevleri kurma vaadiyle Haziran seçimlerini kazandı. Bu tabloya El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin kurduğu model de ekleniyor. Kitlesel tutuklamalar ve olağanüstü hal uygulamaları, Kast’tan de la Espriella’ya kadar yeni sağın farklı temsilcilerince örnek alınıyor. Paraguay’da Santiago Peña ise yeni bir sağa dönüşten çok, Colorado Partisi’nin uzun süreli muhafazakar iktidar çizgisini sürdürüyor. Latin Amerika’daki sağ hükümetlerin ortaklaştığı bir başka başlık da protestolara karşı kitlesel tutuklamalar ve yerli halkların topraklarından uzaklaştırılması yönündeki uygulamalar.
ABD-ÇİN REKABETİNİN MERKEZİ
Konu hakkında hazırlanan çok sayıda araştırmaya göre ekonomik çıkmazların ve örgütlü suçun yarattığı toplumsal kaygılar, çözüm olarak daha güçlü güvenlik aygıtlarını ve daha sert piyasa politikalarını öne çıkarıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Asfura ve de la Espriella’ya açık desteği ise popülist aşırı sağın kıtadaki yükselişinde ABD’nin rolüne işaret eden en somut örneklerden biri. Kolombiya’daki iktidar değişiminin ardından yeni hükümet Washington öncülüğündeki “Shield of the Americas” girişimine katıldı. Öte yandan lityum, bakır, gümüş, altın, petrol, doğal gaz ve diğer stratejik hammaddelerdeki ağırlık, ABD-Çin rekabetinin sertleştiği dönemde bölgenin önemini daha da artırıyor.
DÖNÜŞÜMÜN GEREKÇESİ BAĞIMLI KAPİTALİZM
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meksikalı felsefeci ve araştırmacı Dr. Georgette R. Kuri, Latin Amerika’nın küresel kapitalist finans sistemi içindeki bağımlı konumunun sürdüğünü ve neoliberal dönemde bu bağımlılığın yeni biçimler kazandığını vurguluyor. Kuri’ye göre neoliberalizm altında hükümetler ekonomi politikalarını değiştirmek yerine bağımlı kapitalist ilişkilerin sürdürülmesinde merkezi rol oynamayı sürdürüyor. Düşünüre göre bugün Latin Amerika’da iki ana siyasal yönelim karşı karşıya: Bir tarafta radikal neoliberalizmi körükleyen popülist sağ, diğer tarafta neoliberalizmden kopmaya çalışan ilerlemeci ve yeni-kalkınmacı muhalefet. Kuri konu hakkında şunları ifade etmekte: “Hiçbir taraf, hammaddeler ve birincil ürün ihracatına dayanan bağımlı üretim modelini aşamıyor. Dolayısıyla Batı medyasında ileri sürülen, organize suç, yolsuzluk ve ekonomik belirsizlik karşısında halkların sağcı liderleri seçtiği yönündeki yorumlar son derece yetersiz. İktidarlar değişse bile dış finansmana, hammadde ihracatına ve küresel sermayeye bağımlı ekonomik yapı varlığını koruyor. Bu yapının dışında kalabilen tek ülke ise Küba.”
ABD SALDIRGAN VE MÜDAHALECİ OLUYOR
Kuri, bugünkü dönüşümü aynı zamanda “neo-emperyalizm” kavramıyla açıklıyor. Latin Amerika’nın enerji kaynakları, kritik mineralleri ve emek gücü, bölgeyi kapitalizmin yeniden üretimi açısından stratejik hale getiriyor. Kuri, ABD’nin baskısının arttığına da vurgu yapıp şu ifadeleri kullanıyor: “Küresel hegemonyası aşınan ABD bu durumda Latin Amerika karşısında daha saldırgan ve militarist bir çizgiye yöneliyor. Trump hükümeti, bağımsız ülkelerin her alanda içişlerine müdahil oluyor. Baskı kurup tehdit edebiliyor. Latin Amerika ülkelerinin bağımlı pazar olarak küresel finans sistemine eklemlenme biçiminin değiştirilmesi gerekiyor.”
Kaynak: Web Özel